7/20/2010

i need you so much closer

anksiyete denizinde yüzüyorum. us kalmadı. kendimden daha zor bir insan tanımıyordum. birkaç ay oldu tanıyorum. üstelik aşığım o'na. allah belamı versin benim. düzgün bile oynanmıyor bu oyun. bu ne narsizm ne bu ne oedipus gibi ne bu lan.

başıma tekrar gelince yeniden anladım seneler sonra, aşk çok boktan bir şey. bu yeni. bu yeni benliğime ait değil. mutluyum. muyum mudurmuşumdur. uçuçböcekleri nasıl benim masallarıma da dahil olabildiler?

bilmiyorum.
ağlarım. naber. gülerim.
neydi o vakit o rüzgar, makiler arasından süzülürken mehtap,
çekine çekine dokunan eller.

dedim ve düşünündükçe buldum bir şeyler.
ne zaman böyle bir vaka cereyan etse ben hep kendimi kıyaslarım, ama kesinlikle düz bir "kim daha iyi?" kıyaslaması değil; "ben kimim?" ve "kim kimin?" kıyaslaması.

ve bu da özgüvenimi zedeler.
bir hastalık
sonra ne yapacağımı bilemem, -ama bir şeyler yapmalı!-
bir saplantı
sonra kaybetme korkusu fırlar anasının dininden
bir dengesizlik işi
sarınca, ben korkarım.
bir olasılık
ben insanları korkutan şeylere inanırım.

ve
aşk
kişinin
benliğini
başkasının
karakterinde
yoğurmasıdır.

sonra,
sonra güz ve düşüş.

hayır, ben aşık olmamalıyım. bu bir hülya ve ben ağlamam, gülerim. öyle güzeldi ki sadece, uyudum ben, o uyudu, ben uydum.

aslında ben sadece bir ilüzyonun bileşiği olmak istiyorum. o'nu, o'na aşık olmadan sevmek istiyorum. o'na sıfatlar ve iyelik ekleri vadetmek istemiyorum. o'nu kendimin kılmak istemiyorum. o bunları istiyor mu hiç bilmiyorum. o yalnızca o olmalı ve ben de bizzat kendim. antikor filan üretip vücudumdan atmalıyım bu illeti. doktor doktor, insanlar nasıl hiç bilmiyor?


nasıl aşık ettin beni kendine a kadın?
suçu sana attım, kendime kızmalıyım.
suçlu benim bilakis; ben öldürüyorum tüm bu hisleri.
oysa çok, çok sevmiştim ben seni.
hele kokunu.

aslında, sadece gecelerini versen sen bana,
gündüzlerimizi yaksak ısınmak için

ve KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEM SENİ, kafi.


ey hamak, aşk sana bitti
umarım sevgi daimidir.

--




­
­
­
­
­
­
­
­
­
­
­
­
­­­


üniversiteyi sikeyim. ancak bu kadar sikimde olabilirdi. sevgili ösym. türkiye 70incisiyim. bu kadar da kolaymış seni yenmek. çüz

7/11/2010

izmirin dağlarında çiçekler açar

me goes.
off to the wild blue yonder.
felt like i should move.

away from this pointless breathing cycle unkindly taking my peace of mind and keeping it in a de-facto cell which, ironically, in some rotten parts of this unholy world could get to be called a home.

away from the souls feeling sorry for themselves in an attempt to cope with some generic heartbreak, using all the aimless names they've flatten like they were stillborn foals as a demonstration to prove they're in fact relentless, stolid flesh and blood.

away from not constantly moving me,
as he can be a bit of a cunt from time to time.

and a little close to a life. a life which will start on the road.

speak of the devil, how nice the world is.
weather is a little dreamy though.
oh well.
weren't we all born to despair anyway?

feeling used.
never gets old.

:)

take care blog,

7/10/2010

çocuklar için felsefe #3



sevgili çocuklar

bir hayalperest için 24 saatin en önemli saniyelerini gece ihtiva eder. hele bir de yağmurluysa hava, efil efil esiyorsa hüzün. ooff. yakarsın bir de sigaranı. allah be. neyse lan. daldım.

çocuklar, canımsınız.

size diyorum, siz HAYAL KURAN, tırnak yiyen, harry potter seven, kendi sümüğünün tadını bilen çocuklar. siz kaldırım taşlarından sekerek giden, kola kutularının üzerine basarak futbol topu yaratan, milyor oyuncağa burun kıvırıp tencere tava ile oynayanlar. siz küvetteki deliğin sizi yutacağını sanan, havaifişek izleyen, haritalardan başlarını kaldıramayanlar. siz bulabildiği her elektronik aletin içini açıp bakanlar. siz evi sokak kedisi barınağına çevirenler. siz bisikletiyle gökyüzünü turlayanlar.


size diyorum, kuzularım benim. umarım nesliniz tükenmemiştir.
size bir tavsiye vereceğim bugün.
  
eğer ananız babanız filan sizi piskoloğa piskiyatriste vb psiko şeylere filan götürmeye kalkarsa, vileda sopasını alıp kafalarına kafalarına geçirin.

zira hiçbir probleminiz yok sizin. problem onlarda.

---

ve, insanları en az hak ettikleri zamanlar sevmelisiniz,
çünkü en çok o zamanlar sevginize ihtiyaç duyarlar.
ve kalbiniz acıyorsa, bırakın acısın.
çünkü şanslıysanız hep acıyacaktır.

aidiyetsizlik #3


sevgili sizler,

aidiyetsizliğin bir belirtisi de sevgi disorder'ıdır.
nekioki diyecekseniz eğer, açıklayacağım birazdan.
aslında mikimaus birazdanı şimdi açıklıyorum.

YA HİÇ KİMSEYİ SEVMEDİNİZ HAYATINIZ BOYUNCA
ya da çok kimseyi sevdiniz, hiçbirine tutunamadan.

"ama pikü doktorbüy bu işin çıkar yolu nedir?"
dediğinizi duyar gibiyim.
DUYMAZ OLAYIM.

cul-de-sac'e geldin mi ya zaman makinesi icat edicek
ya anti-aging kremlerine bel bağlayacak
ya da kaderine boyun eğiceksin.


ayrıca doktora benzer bi halim mi var len?
ilahi siz.
yıkılın karşımdan.

yıkıl yıkıl yıkıl

--

diğer bir aidiyetsizlik belirtisi de, tıp dünyasında -tıp dünyası ilaçları şeker niyetine yiyebildiğiniz bir diyar-ı küfürdür- "premature passport hysteria" olarak da bilinen, erken yaşta pasaport görünce fıttırma hali şeklinde açıklayabileceğimiz bir rahatsızlık.(bkz: şekil 1a)

şekil 1a

pasaport görünce çıldıran bir çocuğunuz var ise, üzgünüm, çocuğunuz ne gerizekalı ne de moron.

o bir AİDİYETSİZ. *drumroll*

7/08/2010

çünkü ben çocukken yalnızca asansöre bindiğimde müslüman olurdum.

marieantoinette, girlfrommars, elizabethbennet, greenpeacehotchicklover, sosyalistcromagnon, floridawhitetrash, kuzi, fallik, ıraklı, lucyintheskywithsixchildren, anadolununsenyücebir, küçükırspı, vandal ve matte

ah bir de alize var ki ah o alize yaktı beni. in a good way.

yukarıda uygun gördüğüm farazi isimlerinizi sıraladığım dostlarım,
aranızda unuttuğum yok, hepinizi saydım, gerisi sikimde değil.
sizin yüzünüzden ben şanslıyım,
zira hep iyi dostlar seçmişim kendime.
güzel bir erdem bu.

yine de, bunları dedim ya şimdi,
bi gün arkamdan bıçaklamayın beni,
başka da bişi istemiyorum sizden şu hayatta.

neyse ki hiçbiriniz bu blogu bilmiyorsunuz.
alican bilse de olur, problem değil.

---
çünkü "the most beautiful words in the english language are not 'i love you,' but 'it's benign.'"

--

alican seni çok seviyorum.
ve merih seni de çok seviyorum.

7/05/2010

lynn's tales #53

­


no tie will ever bind us in a sparkle
no eye would ever dare to look
hence, in doubt, you ask some folk
what spell made her mistook
years had passed, she says
passed abusing what she had
and as her will died, however
all she wanted to say was

that she got
tired

got tired of all the dim
tired of all their sin
tired of real

and "alright",
she said

--

to holly throsby.

7/03/2010

i'll never make it now.

ilginç, uzun süre peşinden koşup en sonunda tabir-i caiz ise siktir ettiğin kızdan sabahın köründe "rüyamda sevgiliydik, güzeldi" diye bir mesaj almak. saçmalamadım neyse ki uyku sersemliğiyle.

kendime not: freud'a kafan girsin. rüyaların mistik anlamları yoktur. ayrıca son bir sene içinde bir yere varmayacağını en başından beri bildiğin nizamsız arayışın sırasında hadsiz sayıda sevgiliyi çorap değiştirir gibi terk etmiş olduğunu artık kendine itiraf etmeli ve hala çok masummuşsun gibi kalp kırıklığından dem vurabilmeyi kesmelisin. bence fazla bile iğrençleştin.

garip, yine de, potansiyeli dışa vurmaya başladığından beri vicdanı paket yaptırıp her olası münasebete hayhay diyebilmişken, hayatına giren tek bir insan yüzünden bir anda monogamist kesilebilmen. irade güzel şey, biliyorum, inanmak da öyle.

ama itiraf etmeliyim seni kalburüstü sanarken klasik penis-powered-age-crisis'e doğru ilerlediğini görmek ziyadesiyle trajikomikti. lakin, yiğidi öldür hakkını yeme, en azından artık insan canı yakmıyor oluşun güzel. iradeli olduğunu her zaman biliyordum. aferin hamak. doğru yoldasın, belki de hiç sapmadın, belki de karşı tarafın çimenleri yeşildi, belki de terraform için saha çalışması yapmaktaydın, belki de ayın kara yüzü götüne girsin beklediğin gibi değildi. belki de belkemiği de çatlar. belki de her şeye rağmen hala içinde iyilik var.

----

velhasıl, blog, suni yalnızlığımın dayattığı birileriyle konuşma lüzumunu bugün sana yazarak giderme niyetindeyim gördüğün üzere, zira, biliyorsun ben kendi kendimi uzaklaştırdım ve hazır kimseyle dürüst konuşamadığıma kanaat getirmişken aramızda bir quid pro quo ilişkisi fena olmaz hani. -bahane bu, çok yalnızım amınakoyim-. o diil bodrum'a danimarka'ya -ne danimarkaymış be- şuraya buraya gidiyor herkeşler. kaldım şehirlerde. ablam gelse de izmir'e kanatlansam artık. diyorum. demesine de. boş evde ne yapacaksam bir ay. msnkym. bir ay. bir ay sonra istanbul'da yaşıyor olacağım. REVA MI. değil.

of. bak içim daraldı.

---

istanbul stamboul.
bisikletimi aldım geliyorum. bisikletimle fethedicem seni.
bisikletle istanbula girerken portremi çiziciğim.
var ya şu fatih'in resmi.
sahi yapsam mı öyle bir şey. kendime not: yapma.
tamam peki.

--

madem modaya güldüğümde yadırganıyorum, bölüm bir;


express personality. evet
asdklavyeyerastgelebasarakgülmeefektiasd

-

play tuşu çok çekici, olsa gerek.



bit.